Programme of Armenian Studies

Home » Uncategorized » Ermeniler ve Küresel Soğuk Savaş: Tarih, Hafıza ve Miraslar

Ermeniler ve Küresel Soğuk Savaş: Tarih, Hafıza ve Miraslar

Soğuk Savaş döneminde Ermenilerle ilgili politik ve diğer gelişmeler bugüne kadar tarih kitaplarında pek ele alınmamıştır. Ermenistan’daki modern tarih yazımı,  Soğuk Savaş öncesi döneme odaklanarak, Birinci Dünya Savaşı yıllarına ve Ermenı Soykırımı üzerıne yoğunlaşmıştır. Ancak, 1945 ile 1991 arasındaki dönemde, hem Sovyet Ermenistanı hem de Ermeni Diasporası açısından önemli gelişmeler yaşanmıştır. Gerçekte, Ermeniler dönemin iki süper gücü olan ABD ve SSCB’yi karşı karşıya getiren Soğuk Savaş’ta birkaç farklı şekilde yer almışlardır. Ermeni nüfusunun bir kısmı Sovyet Ermenistanı’nda yaşarken, diğerleri çoğunlukla ABD, Batı Avrupa, Balkanlar ve Orta Doğu’ya dağılmış yaşıyordu. Bu diaspora toplulukları, Soğuk Savaş bağlamında süper güçlere karşı farklı tutumlar geliştiren politik çizgilere ayrılmıştı. Elbette, uluslararası siyasi iklim, Ermeni partilerinin birbirlerine karşı ve Sovyet Ermenistanı ile ilişkili olan problemleri etkilemiştir.Dr. Ara Sandjian bu konuşmasında, Soğuk Savaş döneminde Ermeni siyasal faaliyetlerinin ve düşüncesinin gelişimine dikkat çekerek modern Ermeni uluslararası tarih yazımındaki boşlukları doldurmaya çalıştı. Michigan-Dearborn Üniversitesi’nde Tarih profesörü olan Sanjian aynı zamanda üniversite bünyesindekı Ermeni Araştırmaları Merkezi direktörüdür. 24 Mayıs 2018 Perşembe günü Ermeni Araştırmaları Program direktörü Dr. Krikor Moskofian tarafından düzenlenen konuşmanın moderatörlüğü Raphael Gregorian tarafından yapılmıştır.

Soğuk Savaş, büyük ölçüde kapitalist serbest piyasa ekonomisi ilkeleriyle sosyalist ekonomi ve toplum arasındaki ideolojik bir çatışma olarak görülür. Bu çatışmanın kökleri 19. yüzyıla, Sanayi Devriminin hızla geliştiği Avrupa ve ABD’de  yeni iş bölümleri, metaların değer kazanması ve genel olarak ekonomi yönetiminin ön planı çıkmasına kadar dayandırılabilir.

Dr. Sanjian dünya Ermenileri arasında başlayan bu ideolojik çatışmaların başlangıç noktası olarak Ermenistan’ın 1920’de Sovyetleştirilmesini kabul etmektedir. Ermenistan halkının Sovyet düzenini ve onun getirdiği ideolojiyi etmekten başka bir seçeneği yoktu. Ancak ideolojik özgürlüğe sahip olan sürgündeki Ermeni partileri Batı’nın serbest piyasa ekonomisiyle (birçoğunun yaşadığı ülke için söz konusu olan durum buydu) Sovyetler’in sosyalist ekonomisi arasındaki tercihlerini daha belirgin bir şekilde ortaya koymalıydılar. Ancak onların karşıt görüşleri ekonomik tercihlere dayalı çatışmalardan ziyade uluslararası güç dengeleri ve Sovyet Ermenistan rejiminin yararları hakkındaki kanaatlerinden kaynaklanıyordu. Diğer bir deyişle; diasporadaki partilerin benimsedikleri tutumlar, ideolojik anlaşmazlıklardan ziyade toplum içindeki çekişmelerin ve Sovyet sistemine ilşkin yaşadıkları anlaşmazlıkların sonucudur.

Ermeni diyasporasının genelinde Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaklar) Sovyet karşıtıydı. Bunun nedeni de Bolşeviklerin Ermenistan’ı ele geçirdıkten sonar partiyi sınır dışı etmesiydi. Sosyal Demokrat Hınçak Partisi genel olarak Sovyet yanlısıydı. Partide sadık komünistlerin yanısıra, komünizme biraz mesafeli olanlar da mevcuttu. Diasporadaki üçüncü Ermeni partisi olan Ermeni Liberal Demokrat Partisi’nin (Ramgavar) durumu ilgi çekicidir. Liberal bir ekonomik sistem yanlısı olan, serbest piyasa ekonomisinin ilkelerini destekleyen bu Ramgavar Partisi toplumdaki burjuva unsuruyla özdeşleşmiş bir partidir. Ramgavarlar ideolojik arka planlarından dolayı Sovyetler Birliği’ne karşıydılar. Ancak yine de, Rusların Ermenistan’ın güvenliğine ve sosyo-ekonomik gelişmesine katkıda bulunduklarına inandıkları sürece Sovyet yönetimini kabul ettiler.

Diaspora’daki Ermeni grupların arasındaki rekabet İkinci Dünya Savaşı’ndan önce ve sonra oldukça farklı biçimlerde gelişmiştir. Savaş’tan önceki en şiddetli bölünme Kuzey Amerika’da, Başpiskopos Ğevond Turyan’ın 1933 Noel Arifesinde New York’ta riyaset ettiği bir ayin esnasında öldürülmesiyle oluşmuştur. Suikast, Sovyet karşıtı Taşnaklarla Ermenistan’ın Sovyet hükümetine sempati duyan rakip Ermeniler arasındaki gerginliğin doğrudan sonucuydu. Gerilim yine o yıl, Tourian’ın Chicago Fuarında “Ermeni Günü” kutlamaları sırasında sahnede Sovyet öncesi döneme ait Ermenistan bayrağının (Taşnak hükümetinin bayrağı) varlığına itiraz etmesi nedeniyle artmaya başlamıştı. Turyan niyetinin Sovyet Ermenistan’ı gücendirmemek olduğunu belirtmişse de bu durum Taşnak yandaşları tarafından bir hakaret olarak kabul edilmişti.

1943-1947 yılları Taşnak Partisi’nin önceliklerinin değiştiği yıllar oldu. Parti, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra Ermenistan sınırlarını genişletme şansını elinde bulunduran Sovyet yönetimine daha sıcak bakmaya başladı. Bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti’nin (1918-1920) dördüncü ve son Başbakanı olan Simon Vratsian bu yeni perspektifinin oluşturulmasında çok önemli rol oynamıştır. Bununla birlikte, Batılı ülkeler Sovyetler Birliği’nin gerçekleştireceği her türlü genişlemeye, özellikle de stratejik ortakları konumuna gelen Türkiye söz konusu olduğunda kesinlikle karşı çıkmışlardı. Böylelikle, 1943-1947 yılları arasında Ermeni partilerinin çıkarlarının geçici olarak birbiriyle örtüştüğü bir ara süreç ortaya çıktı.

Özellikle 1946-1948 yıllarında ve 1962’den sonra hız kazanan iç göç çabaları Ermeni Soğuk Savaş tarihinin önemli bir bölümüdür. Birçok kişi, 1946-1948’deki geri dönüşün Kars ve Ardahan bölgelerine doğru gerçekleştirilmesi beklenen Sovyet yayılımı bağlamında gerçekleştiğini düşünmektedir, öte yandan mevzubahis iki politika arasında doğrudan bir bağlantı olup olmadığının kanıtlanması gerekmektedir. 1946-1948’deki iç göç çabaları Taşnakların sürecin tamamiyle dışında tutulmaları açısından da dikkat çekicidir. Dahası, geri dönüş kampanyası, Taşnak karşıtı grupların bir propaganda yarışına dönüştü ve diasporada çatlaklara yol açtı. Sovyet Ermenistan’a dair farklı düşüncelere sahip olan rakip kesimlerin muhalefetleri 1946 yazında ülkeye dönen ilk grupların hızlı bir biçimde kendilerini içinde buldukları hoşnutsuzlukların diasporaya yayılmasından itibaren artarak devam etti.

Lübnan, 1947-1960 yılları arasında  taraflar arası şiddetli bir rekabetin sahnesiydi. Dr. Sanjian’ın, özellikle dönemin parlamenter seçim kampanyaları süreciyle ilgili yaptığı yazılı basın analizinde, Taşnak partisinin, Hınçak ve Ramgavarları komünist yol arkadaşları olarak etiketleyerek, onları Sovyet hükümetinin kuklaları olarak tanımladıklarını görüyoruz. İki Dünya Savaşı arasındaki dönemde rastlamadığımız bu politika 1960 yılına gelindiğinde terk edildi. Taşnaklar’ın kendi rakipleriyle olan mücadelelerinde dış güçleri buna dahil etmeyi reddettikleri göz önüne alındığında bunun kesinlikle, diasporadaki Ermeni partilerinin toplumsal politikaları için uygulanan bir soğuk savaş unsuru olduğu anlaşılır. Bu ilke 1951’de terk edildi ve Soğuk Savaş’ın Ermeni diasporasına girmesine izin verildi.

Taşnak Partisi’nin Batı’ya olan eğilimi 1947’de başladı. Ünlü ordu komutanı ve eski bağımsız Ermenistan Savunma Bakanı Drastamat “Dro” Kanayan bu bağlamda önemli bir isimdir. Kanayan, 1940’ların sonları ve 1950’lerin başlarında CIA ile işbirliği yaptı: Bu faaliyetlerinden söz eden bazı CIA dosyaları son yıllarda halka açılmıştır.Bunların yanı sıra, Sovyet makamları da Ermenileri (Taşnaklar da dahil olmak üzere) kendi taraflarına çekmek için Ermeni milliyetçiliğinden yararlanma girişiminde bulundular. Bunun bir örneği Bulgaristan’da Sovyetler tarafından Savaş’ın sonuna doğru ele geçirilen ve Nazilerle işbirliği yaptığı için Sibirya’ya sürgün edilen Karekin Njdeh’dir. Njdeh 1952’de Sibirya’dan Erivan’a geri getirildi ve Simon Vratsian’a bir mektup yazarak muhtemel bir savaşta Taşnak yoldaşlarının Türkiye’ye karşı Sovyet saflarında çarpışmaya hazır olup olmadıklarını öğrenmesi istendi.

Bu gelişmeler; Truman doktrini, Marshall’ın Avrupa’yı inşa etme planı, Sovyetlerin Vyaçeslav Molotov liderliğinde yürüttüğü karşıt politikalar, Kominformun kurulması, ABD’li politikacı George Kennan’ın Sovyet yayılmasını engelleme planları gibi dönemin uluslararası siyasi konjonktürüyle yakından ilgiliydi.

1953 yılında Stalin’in ölümüyle başa geçen Nikita Hruşov döneminde özellikle Orta Doğu Ermenileri arasında soğuk savaş yıllarının en önemli rekabeti yaşandı. Bu kısmen, yeni liderliğin Stalin’in 1947 yılından itibaren kayıtsız kaldığı üçüncü dünya ülkeleriyle ilşki kurma isteğinden kaynaklanıyordu. Hruşov’un politikaları arasında Orta Doğu ve diğer yerlerdeki diaspora Ermenileri ile bağlantı kurmak fikri yer alıyordu.

Ermenilerin soğuk savaş tarihi bağlamında ABD hükümetinin Lübnan politikası da görmezden gelinmemelidir. Batı yanlısı Lübnan hükümeti ABD’nin yardımıyla hile yaparak kazandığı 1957 seçimlerde Taşnaklardan da destek almıştır. Seçim bölgeleri, dönemin Batı yanlısı cumhurbaşkanına muhalif olan pan-Arabist sünni Müslüman adayların kazanmasını engelleyebilmek amacıyla Taşnak yanlısı oyları daha işlevsel kılmak için yeniden düzenlenmişti.

Antilyas Ermeni dini liderinin seçimi krizinde (1952-1956) ve kısa süren Lübnan iç savaşında (1958) Lübnan Ermeni toplumundaki kriz zirveye ulaştı. 1958 Mayıs-Kasım ayları arasında karşıt Ermeni gruplar tarafından kışkırtılan çatışmalarda 35-40 kadar Ermeni genci hayatını kaybetti. Bu şiddet, Lübnan politikasının Batı yanlısı ve Batı karşıtı kamplara bölünmesi dönemine rastlamıştır. Lübnan İç Savaşı’nın Ekim 1958’de sona ermesiyle kurulan ulusal uzlaşma hükümetinin İçişleri Bakanı’nın barış çabaları sayesinde Ermeniler arasındaki şiddet de sona erdi.

1959’da Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdül Nasır’ın Arap komünistlerine yapmış olduğu ilk açık saldırı da Ortadoğu Ermeni soğuk savaşı için bir dönüm noktası olmuştur. Nasır’ın bu yeni duruşu Taşnaklar’a eski Sovyet karşıtı duruşlarını sergileme fırsatını vermişti ve bu Ortadoğu’da güçlenen sömürge karşıtı Pan-Arabist anlayışla uyum içerisindeydi. Bu yeni konum ve bölgesel siyasi sorunlar, Taşnaklar’ın Ramgavar ve Hınçak Partileri gibi muhalifleriyle olan sıkıntılarının kısmen hafiflemesine neden oldu.

1960’lı yıllarda Ermeni partileri arasındaki gerginlik bir tür yumuşamaya yol açacak şekilde zayıflamaya başladı. Bu yumuşama, Türkiye’nin soykırımı tanıması ve tazminat talebi, Sovyet Ermenistan’ın komşu Gürcistan ve Azerbaycan’dan toprak talepleriyle ilgili ulusal meselelere odaklanma kaygısına yorulabilir. Diasporanın farklı kesimlerinden birçok Ermeni düzenli olarak Sovyet Ermenistan’a gitmeye başladı ve orada siyasi çevrelerin Karabağ ve Nahçıvan sorununu gündeme getirme çabalarına şahit oldular. Ayrıca, soykırımı tanıma girişimleri, Soykırım’ın ellinci yıldönümü olan 1965 yılı yaklaştıkça hız kazanıyordu ve sonuç olarak Soykırım ülkede ilk kez olarak o yıl resmen anıldı. Bu meseleler, diasporadaki çeşitli siyasi grupları bir araya getirmek için birleştirici bir unsurdu. Böylece Soğuk Savaş, diasporadaki çeşitli Ermeni siyasi grupların gerek kendi aralarındaki gerekse Ermenistan’la olan ilişkileri üzerindeki eski etkisini yitirdi. Değişen bu durumda, İkinci Soğuk Savaş olarak adlandırılan 1979-1985 dönemi Ermeni toplulukları üzerinde büyük etki yaratmadı.

1980’lerin ikinci yarısında, özellikle de Gorbaçov’un kapitalizm ve sosyalizm arasında süreginden mücadelenin kaçınılmaz olduğu anlayışını reddeden ve işbirliği çağrısında bulunan “Yeni Düşünce” anlayışının ortaya çıkmasıyla Soğuk Savaş Ermeni dünyasında son bulmuştur. Ermenistan Komünist Partisi 1989 yılında Taşnaklara karşı olan hasmane tutumunu resmi olarak terk etti. Ermenistan’ın 1991’deki bağımsızlığından bu yana, üç geleneksel Ermeni diaspora partisinin, iki süper güç arasında seçim yapmak zorunda olmadıkları için, en azından ideolojik düzeyde birbirlerine düşmanca muhalefet etmelerine gerek kalmadı.

Dr. Sanjian’a göre Soğuk Savaş politik nedenlerden dolayı Ermeni tarih yazımında çok az incelenen bir konu olmuştur. Soğuk Savaş dönemi, Sovyet hükümeti ile Taşnaklar arasında ve aynı zamanda diasporadaki Ermeni partileri arasında keskin bir gerginlik dönemini temsil ediyordu. Bugün, ulusal beraberlik fikrine her şeyden fazla önem verilmektedir ve son yıllardaki ulusal beraberlik çabalarına zarar verebileceği için Soğuk Savaş dönemine dair eleştirel çalışmalar kendinerine yer bulmakta zorlanmaktadır. Ayrıca, Ermeni akademik çevrelerinde rağbet gören en önemli konu olan Soykırım çoğu zaman Ermeni çalışmalarında diğer konuların ele alınmasını zorlaştırmıştır. Bu durum söz konusu ulusal birliktelik paradigmasıyla açıklanabilir, çünkü Soykırım farklı Ermeni siyasi aktörlerini birleştiren bir etken olarak çıkar karşımıza. Bu öncelikler sıralaması, genel olarak gerçekliğin girift yanlarını görmezden gelerek Ermeni milletini birlik ve beraberlik halinde gösterebileceği tarihsel konulara odaklanma eğiliminde olan Ermeni tarih yazımı için yeni bir durum oluşturmamaktadır kuşkusuz.


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: