Programme of Armenian Studies

Home » Uncategorized » Ermenistan’da Toplumsal Cinsiyet Karşıtı Hareket

Ermenistan’da Toplumsal Cinsiyet Karşıtı Hareket

 

Toplumsal cinsiyet ve eşitlik konuları genellikle, belirli bir toplumdaki sosyal ve iktidar ilişkilerinin doğasının incelenmesi yoluyla analiz edilir. Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin dinamiğinin jeopolitik mercekten incelendiğini ise nadiren görürüz. Dr. Nona Shahnazarian, konuşmasında ikinci yaklaşımdan hareketle, Ermeni toplumunda toplumsal cinsiyet kavramını Rusya ve “Batı” arasındaki jeopolitik rekabet bağlamında ele aldı. 19 Nisan 2018 Perşembe günü gerçekleşen konuşma, Ermeni Çalışmaları Programı Direktörü Dr. Krikor Moskofian tarafından düzenlendi. Dr. Nona Shahnazarian, Yerevan’da bulunan Ermenistan Ulusal Bilimler Akademisine bağlı Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü’nde sosyal antropolog ve uzman araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır. Çalışmalarını aynı zamanda St. Petersburg’ta bulunan Bağımsız Sosyal Araştırmalar Merkezi’ne (CISR) bağlı olarak yürüten Shahnazarian, 2017 yılında Stanford Üniversitesi’nde Carnegie vakfı bursuyla misafir araştırmacı olarak bulunmuştur. Kafkasya’da cinsiyet, savaş, göç, hafıza ve diaspora konularında çeşitli yayınları bunulan Shahnazarian’ın 2011 yılında Rusça olarak yayımlanmış Geleneklerin Sıkı Kucaklaşmasında: Savaş ve Ataerkillik başlıklı bir kitabı bulunmaktadır.

Shahnazarian’a göre, Ermenistan’ın toplumsal cinsiyet sorunları Rusya’nın Ermeni toplumunu “Batı etkileri”nden uzak tutmak amacıyla manipüle ettiği bir jeopolitik savaş alanı haline gelmiştir. Esasen Avrupa-Avrasya ve Batı-Doğu gibi yapay bölünmeler, biri liberal ve post-modern değerleri, diğeri ise gelenekselliği ve daha katı bir cinsel kimliği savunan iki farklı görüşü temsil etmektedirler.

Ermeni toplumundaki muhafazakâr unsurlar, toplumsal cinsiyet meselelerinin tartışılmasına ve hatta kamusal söylemde “cinsiyet” kelimesinin kullanılmasına dahi ciddi anlamda mesafeli durmaktadırlar. Ermenistan’daki LGBT haklarına muhalefet, genellikle “Ermeni Ulusu”na karşı varoluşsal tehdidin tarihi ile iç içe olan milliyetçi terimlerle çerçevelenmiştir. Azerbaycan ile savaşın devam etmesi, dış göçler, nüfustaki durdurulamayan erime ve soykırımın ulusal hafızadaki yeri muhafazakâr ve milliyetçi Ermenilerin LGBT haklarına bakışını etkileyen unsurlar arasındadır. Bu kesim Ermeni toplumundaki düşük doğum oranını da LGBT haklarına muhalif olmaları için bir gerekçe olarak görmektedirler.

Ermeni toplumundaki geleneksel erkeklik kavramları güçlerini Rus yumuşak gücünün (“soft power”) mekanizmalarından almaktadırlar. Rusya’daki politik söylem ve toplumsal imgeler, maço erkek ve politik iktidar sahibi erkek figürüne atıflarla doludur. Kuşkusuz bu durum –Ermeni toplumunun da oldukça cazip bulduğu– babanın ailenin reisi olarak kabul gördüğü bir aile yapısına aktarılmaktadır. Ermenistan kültürüne derinden kök salmış bu tür kültürel uygulamalar, dış jeopolitik çıkarların yararına manipülasyona karşı savunmasızdır. “Gayropa” (Avrupa’yı eşcinsellikle eşitleyen homofobik Rusça terim) korkusu ve “Avrupalı” değerlerin giderek yayılmasında duyulan çekince, Ermeni toplumunu ve siyasetini “Batı”nın görünen “zararlı etkileri”nden uzaklaştırmak için kullanılmaktadır.

Ermenistan’ı Rus ve Batı etki alanları arasına çeken bu savaş, Ermenistan’ın 2013’te –ekonomik nedenlerden çok siyasal nedenlerle– Avrasya Ekonomik Birliği’ne girmesi ve geçtiğimiz günlerde AB’yle imzaladığı yeni ortaklık anlaşmaları nedeniyle daha da alevlendi. Bu iki ayrı politik “kamp”, birçok yönden birbirlerine düşmanlık beslemektedirler. Her kampın kendisini diğer tarafın konumuna göre yeniden tanımlamasına yol açan bu düşmanlık, söz konusu jeopolitik unsurların hareket alanının genişlemesine ve halk nezdinde iki farklı ahlakın somutlaşmasına neden olmaktadır.

Kendi ideolojilerini vaaz eden –hayali ve bazıları için yapay olan– bu iki siyasi kampın konumu Ermenistan’daki toplumsal cinsiyet problemini fazlasıyla hassaslaştırmaktadır. Avrupa’yla olası bir politik yakınlaşma durumunda Ermeni toplumsal yapısının kökten değişerek daha bulanık, belirsiz ve problemli bir hal alacağı endişesi mevcuttur. Ermeni toplumundaki muhafazakâr unsurlar için bu durum, uzun zamandır devam eden bir statükonun kabul edilemez ölçüde kırılmasına neden olacağından söz konusu değişiklikler, kadim Ermeni kimliği ve kültürüne yönelik tehditler olarak algılanmaktadır. Öte yandan, “Rus kampı” içinde kalan diğer seçim olarak statükoyu sürdürmek ve liberal kesim için kabul edilemez olan Rus siyasi ve ideolojik dayatmalarını sorgulamadan kabul etmek anlamına gelmektedir. Bu siyasi seçimin siyah-beyaz doğasının Ermenistan’ın toplumsal cinsiyet sorunları üzerinde somut bir etkisi bulunmaktadır; çünkü LGBT haklarıyla ilgili çatışma taraflardan birinin mutlak zaferiyle sonuçlanacak olan bir çatışma olarak görülmektedir (Yani, bütünüyle Avrupa standartlarına yönelmek veya Rus/Avrasya cephesine bağlı olmak).

Dr. Shahnazarian, konuşmasının son kısmında Ermenistan’da toplumsal cinsiyet konularında çalışan sivil toplum temsilcilerinin sayıca az olduğuna da dikkat çekti. Shahnazarian’a göre, hükumet ilgisinin eksikliği ve olumsuz sosyal tutumlar, alanda çalışan aktivistlerin sıklıkla fiziksel saldırıya uğramaları veya kötü muamele görmelerine ve çoğu kez faaliyetlerini kamusal alanda görsel bir mevcudiyete sahip olmadan yürütmek zorunda kalmalarına neden olmaktadır.

Shahnazarian konuşmasını sonlandırdıktan sonra dinleyicilerden biri Rus yumuşak gücünün propaganda olarak kabul edilmesine benzer olarak, kadın haklarına, LGBT haklarına, ekonomik liberalleşmeye ve özelleşmeye bağlı koşulların Batı tarafından dayatılmasının da propaganda olarak nitelendirilebileceği vurgusunu yaptı. Dinleyici, Batı’da yaratılmış olan eşitlik ve toplumsal cinsiyet kavramlarının tüm dünyada yayılmakta olan değerler olukları tartışması bir yana, Batılı kurumların fakir ülkelerle belli bir iktidar ilişkisi kurarak ancak kendi Batılı değerlerini dayatmak suretiyle destek vermelerini sorguladı.

Dr. Shahnazarian cevabına, öncelikle cinsiyet haklarının genel insan hakları şemsiyesinin altında bulunduğunu ve bu hakların yalnızca Batılı devletlerin icadı olmadığı gibi onların tekelinde bulunmadığını belirterek başladı. Shahnazarian, Batılı devletlerin diğer ülkelere dayattıkları toplumsal cinsiyet şartlarının söz konusu ülkelerin sosyal bağlamlarıyla uyum içinde olması gerektiği gerçeğinin altını çizdi. Kadın haklarıyla ilgili bir dizi yasayı uygulamak için İngilizlerin baskısına yenik düşen Osmanlı İmparatorluğu örneğini veren Shahnazarian bu değişiklikler sonucu –söz konusu ülkedeki mevcut ataerkil yapı nedeniyle– kadınların özgürlük mücadelesi için olumsuz sonuçların doğduğunu, örneğin fuhuşun artış gösterdiğini belirtti. Shahnazarian bu tarihsel durumu Erdoğan iktidarındaki AB-Türkiye ilişkilerinin seyriyle karşılaştırdı. Shahnazarian’a göre iktidarı ele geçirdiği ilk yıllarda Erdoğan AB’ye katılma ve kriterleri yerine getirme konusunda hevesli davrandıysa da AB’nin belli şartlar dayatırken sosyal bağlamı dikkate almaması Erdoğan yönetiminin süreçten uzaklaşmasına neden oldu. Shahnazarian mevcut durumda Erdoğan’ın söyleminin dramatik biçimde değişerek Avrupai değerlerin yerine “İslami” değerlere yöneldiğini de sözlerine ekledi.

Bir başka izleyici ise feminizmin ya da feminist düşüncenin Ermeni toplumunda yaygın olup olmadığını ve konu üzerinde şu anda yazan herhangi bir yazar olup olmadığını sordu. Shahnazarian, feminizmin Ermeni toplumunda bir düşünce tarzı olarak popüler olmadığını savundu ve bu durumun ülkedeki Sovyet mirasına bağlı olduğunu kaydetti. Shahnazarian Stalin’in Sovyetler Birliği’nde modernleşme ve sanayileşmeyi her zaman için kadın haklarının gelişmesinin önüne koyduğunun altını çizdi. Stalin, modernleşme projesini hızlandırmak amacıyla kadınların kamusal alandaki görünürlüklerini artırıp işgücüne dahil olmalarını teşvik ettiyse de bunun gündelik hayata etkisi kadınların ev hayatının yükünün yanı sıra bir de çalışma hayatının yükünü sırtlanmaları durumunda kalmalarına yol açtı. Shahnazarian’a göre, modernleşmenin öneminin azalmasından bu yana ise kadınlar kamusal alandan çekilmeye, yüklerini azaltmak amacıyla yalnızca ev hayatında etkin olmayı tercih etmeye başladılar. Bu durum, Ermenistan’daki kadınlar arasında, asıl sorumluluklarının evi çekip çevirmek olduğu, ataerkil bir düzene tabi oldukları duygusunun toplumdaki eski konumlarından daha baskın duruma gelmesine sebep oldu.

Ermeni Araştırmaları Programı, bu girişimdeki sponsorluğundan dolayı Kalust Gülbenkyan Vakfı Ermeni Cemaatleri Bölümüne minnettardır.


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: