Programme of Armenian Studies

Home » Uncategorized » “Geçiş Dönemi” Ermenistan: Sosyal Adalet ve Demokrasi

“Geçiş Dönemi” Ermenistan: Sosyal Adalet ve Demokrasi

 

Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasından bu yana eski Sovyet Cumhuriyetlerinin bir “geçiş dönemi”nde bulundukları söylenmektedir. Bu “geçiş” terimi sosyalist bir ekonomiden neoliberal, serbest piyasa ekonomisine yönelen bir değişimi ifade eder. Dr. Armine Ishkanian, Ermenistan’ın “geçiş” dönemine odaklanan bu konuşmasında, ülkedeki son 25 yıllık siyasi ve sosyo-ekonomik gelişmeleri uluslararası bağlamlarına oturtarak inceledi. Ishkanian, ülkedeki sosyal adalet ve demokrasi sorunlarını ele alarak Ermenistan’ın “geçiş dönemi”nin yapılanmasında fakirlik, eşitsizlik, oligarşi ve neoliberal gündemin rolüne dikkat çekti.

London School of Economics’in (LSE) Sosyal Politika Bölümü’nde öğretim üyesi olan Dr. Armine Ishkanian ayrıca, Sosyal Politika Gelişimi Yüksek Lisans Programı’nın da koordinatörlüğünü yürütmektedir. Ishkanian’ın araştırmaları sivil toplum, demokrasi, kalkınma ve toplumsal dönüşüm arasındaki ilişkilere odaklanmaktadır. Ishkanian’ın özel olarak çalıştığı konu, Ermenistan, Mısır, Yunanistan ve İngiltere gibi ülkelerde sivil toplum kuruluşlarının ve toplumsal hareketlerin politika süreçlerine ve dönüştürücü politikalara nasıl dahil olduğudur. Yayımlanmış iki kitabı ve birçok makalesi bulunan Dr. Ishkanian ayrıca www.openDemocracy.net sitesindeki openMovements sayfasının da editörlerindendir. Ermeni Araştırmaları Programı Direktörü Dr. Krikor Moskofian tarafından düzenlenen bu konuşmanın moderasyonunu Oxford Üniversitesi Doğu Araştırmaları Fakültesi öğretim üyesi Dr. Hratch Tchilingirian yaptı.

Ermeni Araştırmaları Programının düzenlediği bir konferans ilk defa internetten canlı olarak yayınlandı ve çevrimiçi olan izleyiciler konferansı izleme ve soru sorma olanağını buldular. Konuyla ilgilenen ancak orada olabilme imkânına sahip olamayanlara uzaktan bir platform olanağının sağlanması Program için kayda değer bir gelişme olmuştur.

Kalkınmanın Neoliberal Modeli

Modern neoliberalizmin ideolojik içeriğinin önemli bir kısmı Avusturyalı ekonomist ve düşünür Friedrich Hayek’e aittir. Hayek’in fikirleri Şikago okulu tarafından kabul gördü ve Milton Friedman gibi akademisyenlerce tanıtıldı. Siyasal-ekonomik bir idoloji olan noliberalizm, 1970’lerde devletlerin kalkınmacılığına (developmentalism) sert bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Sosyal politika bağlamında neoliberalizm, devlet müdahalesini olabilecek en kötü şey olarak kabul eder ve devlet dışı aktörlerin (özel sektör veyahut üçüncü şahıslar) refahın şekillendirilmesinde ya da ihtiyaçların karşılanmasında daha önemli roller oynadığı bir toplum için çalışır. Buna göre, sosyal refah sağlama adına kaynakların biriktirilerek tekrar dağıtılması değil, bireysel girişimler teşvik edilmelidir. Bu model, neoliberalizm savunucuları tarafından, insan ihtiyaçlarını mal ve hizmet açısından karşılamanın en etkili yolu olarak sunulmuştur.

Sovyetler Birliği’nin çöktüğü dönemde, kimi zaman Washington Konsensüs’ü olarak anılan bir görüş yaygındı; buna göre, Birliğin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan ülkeler neoliberal politikaların ve serbest piyasa ekonomisi anlayışının hâkim olduğu bir “geçiş” dönemi yaşayacaklardı. ABD’li siyaset bilimci Francis Fukuyama Tarihin Sonu ve Son İnsan adlı kitabında liberal demokrasinin ve serbest piyasa ekonomisinin tüm dünyaya yayılarak adeta “tarihin sonu” şeklinde zaferini ilan edeceğini ve buna bir alternatif aramanın anlamsız olacağını iddia etti. Dr. İshkanian, konuşmasında eski Sovyet ülkelerinde 25 yıldır kaydadeğer bir başarı gösteremeyen neolibarizmi bir “geçiş” dönemi düşüncesi olarak sorguladı ve sözkonusu idoeolojinin sosyal adalet ve demokrasiyi teşvik etmekte en verimli sistemi sunduğunun da şüpheli olduğunu belirtti.

Belli bir ülkedeki neoliberal gelişme modeli analiz edilirken devlet, özel sektör, uluslararası kuruluşlar, sivil toplum ve bireylerin de hesaba katılması gerekir. Tüm bu aktörler arasındaki güç dengesizliklerinin ve hedeflerin anlaşılması gerekmektedir. Siyasi karar alma sürecinde kullanılan güç, neoliberalizm değerlendirmelerinde önemli bir rol oynamaktadır. Siyasi ve ideolojik iktidarı elinde bulunduranlar tüm yurttaşlar üzerinde etkili olan politik gündemi belirleme ve uygulama gücüne sahiptirler.

Neoliberalizm, sosyal haklardan çok bireysel sorumluluk ve özgüvenin önemini vurgular; ancak bireyciliğin bu denli ön planda olması sosyal adaleti ve vatandaşlar arasındaki ilişkileri etkiler. Antropolog David Harvey gibi eleştirmenler bu görüşün ütopik ve uygulanamaz olduğunu; sosyo-ekonomik olarak eşit olmayan vatandaşlar arasında bireysel sorumluluk ve özgüven kavramlarının farklı anlamlara geldiğini savunmaktadır.

Ermenistan’ın Sosyo-Ekonomik ve Siyasi Gerçekleri

Dr. İshkanian, neoliberalizmin Sovyet sonrası ülkelerde körü körüne kabulünün, serbest piyasa ekonomisinin aşamalı olarak gelişmesinin sorgulanmadığı –Joseph Stiglitz’in tanımıyla– “pazar köktendinciliği”nin (market fundamentalism) belirtisi olduğunu kaydetti. Ishkanian’a göre, bu koşulsuz kabulün nedenlerinden biri, Sovyet geçmişine dönme endişesi ve kısmen de yaygın başka bir alternatif olmamasıdır. Sonuç olarak Ermenistan, bağımsızlığından itibaren neoliberal gelişme yoluna girmiştir.

Neoliberal politikaların uygulanmasında uluslararası kuruluşların da rolünün küçümsenmemesi gerekir. Dr. Ishkanian, PRSP’nin (Poverty Reduction Strategy Paper [Yoksulluğu Azaltma Stratejisi Bildirgesi]) girişimini önemli bir örnek olarak sundu. “Gelişmekte olan” ülkelerdeki ekonomik büyümeyi teşvik etmek ve yoksulluğu azaltmak için tasarlanan bu girişim, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu gibi uluslararası finans kuruluşlarını ve ilgili yerel kurumları da kapsamaktaydı. 2000 yılında, etnograf Hranush Kharatyan’ın da aralarında bulunduğu birkaç Ermeni araştırmacı, PRSP sürecinde yer aldı ve Ermenistan’da yoksulluk içinde yaşayan insanların durumu ve sorunlarıyla ilgili olarak etnografik çalışmalar ve mülakatları içeren raporlar hazırlayıp bunları Yoksulluk Hikâyeleri (Աղքատութեան մասին պատմութիւններ) adlı kitapta bir araya getirdi.

Ishkanian, 2006’da Journal of International Development’da yayımladığı makalesinde, sivil toplumun Ermenistan’ın PRSP sürecine nasıl girdiğini ve uluslararası finans kuruluşlarının PRSP’nin geçici taslağındaki yeniden bölüşüm politikaları ve yönetim politikalarına odaklanan noktaları nasıl reddettiğini mercek altına alır. Söz konusu geçici taslak, kapsamlı ve katılımcı bir istişare sürecinin sonucunda Ermeni sivil toplum kuruluşları tarafından yazılmıştır. Öte yandan uluslararası finans kuruluşları, yoksullukla sözde mücadelede yeniden dağıtım politikaları yerine neoliberal gündemlerine uygun olarak aynı makro ekonomik büyüme politikalarını geliştirdiler. Bu örnek, sosyal politika şekillendirme ve uygulama bağlamında uluslararası kuruluşlar, devlet, özel sektör, sivil toplum ve bireyler arasında ortaya çıkan güç dengesizliklerini göstermektedir. Ishkanian, Ermenistan’daki özelleştirme sürecinin ortaya çıkardığı oligarşik yapıya dair kanıtlar sundu ve birkaç ailenin çok sayıda kaynak ve varlığı kontrol altında tuttuğunu belirtti. Ishkanian, “2016 Ulusal Yoksulluk Raporu”na göre 3 milyon nüfuslu Ermenistan’da yaklaşık 900 bin kişinin yoksul kategorinde bulunduğunu kaydetti: “En ciddi konulardan biri de çocuk yoksulluğudur. Onların gelişme imkânlarından yoksun olmaları uzun vadede genel nüfusun refahı açısından ciddi olumsuzluklara yol açacaktır. Öte yandan, ekonomi politikasının yapısal zorluklar karşısındaki direnç eksikliğinden ötürü, nispeten iyi durumdakilerin yoksulluk girdabına düşme riskleri mevcuttur.”

Ermenistan Cumhuriyeti Ulusal İstatistik Servisi’nin 2016 raporuna göre, “Yoksulluğun üstesinden gelmek için, Ermenistan’ın tahsis edilmiş kaynaklara ek olarak 71,4 milyar Ermenistan Tramı (yaklaşık 11.5 milyon GBP) veya GSYİH’nın (Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla) %1,4’üne eşit bir miktara ihtiyacı vardır. Tabi bu yardımın da yoksullara etkili bir şekilde paylaştırılacağının varsayılması koşuluyla.” (s.46) Raporun yazarları ayrıca, aşırı yoksulluğun ortadan kaldırılabilmesi için gereken miktarın 1.8 milyar Tram (yaklaşık 2.9 milyon GBP) veya GSYİH’nın % 0.04’ü olduğunu da kaydederler. http://www.armstat.am/file/article/poverty_2016_eng_2.pdf.

Bu rakamlar, göreceli olarak bakıldığında devasa rakamlar değildir; burada sorulması gereken soru Ermenistan’da dolaşan sermayelerin neden alt edilemez sanılan yoksulluğa yönelik harcanmadığıdır. Dr. Ishkanian’a göre, Ermenistan’da ekonomik büyümenin önemli bir itici gücü olan madencilik ülkenin ağır ekonomik sıkıntılarına bir çözüm olma potansiyeli taşır. Dünya Bankası’na göre, 2011-2016 yılları arasında maden endüstrisi, yılda yaklaşık 500 milyon dolar ihracatla Ermenistan’ın “ihracat ve döviz girişi açısından en büyük sektörü” haline geldi. http://www.worldbank.org/en/news/press-release/2016/06/07/world-bank-assessment-of-armenian-mining-sector-indicates-opportunities-for-growth

Eldeki kanıtlar, maden sektöründen elde edilen kazancın nüfusta eşit olarak paylaşılmadığı ve bu paranın nereye ve kimlere gittiğine dair şeffaflığın olmadığını göstermektedir. Buna ek olarak, kirli madencilik çalışmaları nedeniyle çevre temizliği için yeterli bakımın olmaması madencilik faaliyetlerine yakın yaşayan insanlar için sağlık sorunlarına yol açmıştır. Dr. Ishkanian, Mart 2017’de Ermenistan hükümetinin “Madenci Sektörler Şeffaflık Girişimi”ne (EITI) üye olduğunu, bunun olumlu bir gelişme olmakla birlikte genel gidişi nasıl etkileyeceği hakkında karar vermek için henüz erken olduğunu belirtti. Geçtiğimiz on yılda, bireyler ve politik örgütlenmeler tarafından Ermenistan’da sosyal adaleti konu alan bir dizi protesto gösterileri düzenlendi. Bununla birlikte bu protesto gösterileri, ülkenin siyasal ve sosyo-ekonomik sorunlarının yapısal özelliklerine derinden nüfuz etmeden, yalnızca toplumsal bir boşalma sağlanmasında yararlı oldu gibi görünüyor.

Dr. Ishkanian konuşmasında Ermeni diasporasının üstlenebileceği role de değindi: “Diasporanın da Ermenistan’ın bu geçiş döneminde üstleneceği bir rol mutlaka vardır. Diaspora Ermenileri çok istekli olarak ülkeye mali destek sağlamışlar ve hayırsever girişimlerde bulunmuşlardır. Bu tür girişimler yardıma muhtaç kitleler için yararlı olmakla birlikte yapısal sorunları çözmek açısından yeterli değildir”. Dr. Ishkanian, yoksulluğu yenmek için hayırsever girişimlere değil, hakların kazanılması üzerine odaklanmanın öneminin altını çizdi.

Küresel Bağlam

Dr. Ishkanian, Oxfam kuruluşunun raporunda açıklanan ve dünyanın en zengin 80 kişisinin en yoksul 3,5 milyar kişinin toplam servetine eşit bir servete sahip oldukları bilgisini paylaştı ve vergi kaçakçılığının eşitsizliğin en önemli nedenlerinden biri olduğunu belirtti. Offshore hesaplar ve vergi kaçırma olayları yüksek gelir sahipleri ve büyük kuruluşlar için sıradan bir iştir; kuşkusuz Ermenistanlı oligarklar da bu uluslararası düzenekten yararlanma konusunda oldukça isteklidirler.

Dr. Ishkanian, Ermenistan Maliye Bakanı’nın (Ulusal Gelirler Komitesi eski başkanı) oğullarının Los Angeles’ta 11 milyon dolara (bugünkü piyasa değeri 35 milyon) aldığı malikaneyi örnek göstererek, bir memurun lüks bir mülke nasıl bu kadar para harcayabildiği sorusunu sordu.

Dr. Ishkanian geçiş döneminin artık sonuna gelindiğini, neoliberalizm ve serbest piyasa ekonomisinin sesinin de yavaş yavaş kısılacağını savundu. Kapitalizm ve demokrasinin yan yana var olmaları ihtimali de akademisyenler ve kimi yorumcular tarafından daha sık sorgulanır hale gelmiştir. Ermenistan’da “geçiş” döneminde ortaya atılan demokrasi fikri ise Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana ülkenin güvencesiz sosyo-ekonomik koşullarının gelişmesi ile büyük oranda ilişkilendirilmiştir. Bu çöküşle birlikte var olan sosyal güvenlik ağının büyük bir bölümü bir anda serbest piyasa rejimi ve kaynakların özelleştirilmesi sonucu değiştirildi ve temel sosyal hizmetler büyük oranda azaldı. Eşitsizlik etrafında dönen tartışmalar günümüz dünyasında giderek artmaktadır. Bununla birlikte, Dr. Ishkanian, Ermenistan’da sosyal adaletle ilgili ciddi siyasi konulara olan apolitikleşmenin bu söylemin ülkede yaygınlaşmasına engel olduğunu ifade etti.

Genel bir bakışla, uluslararası sistem, “demokrasinin ölümü” olarak adlandırılan, silahlı çatışmalardan, finansal afetler ve çevre sorunlarına kadar bir dizi derin kriz yaşıyor. Bazı akademisyenler, 2008 mali krizinin neoliberal politikaların azalmasına neden olacağını ileri sürdüler; ancak tam tersi gerçekleşti ve son on yılda birçok ülkede sıkı önlemler aracılığıyla neoliberal politika daha da güçlendi. Bu arada, Loic Wacquant’ın belirttiği gibi, devlet harcamaları sağlık, eğitim ve genel sosyal bakımdan çok savunma sanayi ve güvenliğe (polis teşkilatı) yoğunlaşmıştır.

Bu uluslararası sistemi oluşturan toplumlardaki hüsran, yabancı düşmanlığı üzerine inşa edilen sağcı popülist politikalarda dışa vurur. Bununla birlikte modern çokkültürlü toplumlarda vatandaşlar arasındaki kültürel farklılıklar çatışma faktörü olarak kabul edilmekle birlikte, temelde yatan sorunların ekonomik sorunlar olduğu düşünülmektedir. Teknolojinin sürekli geliştirilmesi ile vasıfsız işçilerin önemi gittikçe azalmakta; işsizlik artmaktadır. Ekonomik rekabetin doğası ve arz-talep ekonomisi, teknolojik ilerlemelerden kaynaklanan sorunları daha da şiddetlendirir. Avrupa’daki aşırı sağcı hareketlerin yükselmesi ve Donald Trump’ın başkan seçilmesi küresel öfke ve hoşnutsuzluk politikalarının sonuçlarıdır.

Bazı ülkelerde önerilip uygulanan Evrensel Temel Gelir Hibesi (Universal Basic Income Grant), eşitsizliğe yönelik ekonomik bir çözümdür. Finlandiya ve İsviçre hükümetleri denemelerde bulunmuş ve gelişmekte olan ülkelerde uygulanmıştır. Örneğin Güney Afrika hükümeti GSYİH’nın %3,4’ünü nüfusun %30’una (16 milyon kişi) bu gibi hibeler dağıtmak için harcayarak 10 yılda yoksulluk oranını yarı yarıya azaltmış; açlık oranını %29’dan %12’ye indirmeyi başarmıştır.

Ermenistan, Dr. Ishkanian’ın özetlediği küresel bağlamın bir parçasıdır. Sorunları uluslararası siyasi ve ekonomik sistemle ayrılmaz bir biçimde ilişkilidir. Ülkenin siyasi ve sosyo-ekonomik zorluklarının çözümü uluslararası sistemle ayrılmaz bir biçimde bağlantılıdır. Küreselleşen bir dünyada sosyal adalete yönelik herhangi bir girişim tüm toplumları kapsayacaktır ve eğer Ermenistan da bu sürecin bir parçasına dönüşecekse buna ülkedeki vatandaşların ve duyarlı diaspora Ermenilerinin de aynı şekilde katılım göstermeleri gerekir.

Konuşmanın ardından soru-cevap bölümünde, diaspora Ermenilerinin Ermenistan ekonomisini desteklemek amacıyla maddi yardım göndermelerinin doğru bir yaklaşım olup olmadığı soruldu. Dr. Ishkanian, Ermenistan’a yapılan nakit transferlerle, hayır amaçlı projelere gönderilen paraları birbirinden ayırmak gerektiğini vurguladı. Ermenistan’a nakit akışının kesintiye uğramasının nüfusun daha yoksul kesimleri için ciddi risk oluşturabileceğini söyleyen Ishkanian, öte yandan diaspora Ermenileri tarafından finanse edilen kimi projelerin daha fazla denetime ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

Ishkanian’a göre, bu kaynankarın kötü yönetilmesi nedeniyle paranın bir bölümü ihtiyaç sahiplerine ulaşmamakta; ayrıca şeffaflık ve hesap verilebilirlik konusundaki eksiklikler ise yaygın yolsuzluklara yol açmaktadır. Dinleyicilerden biri, diaspora Ermenilerinin ülkenin karşılaştığı sorunlardan bihaber olduklarını ve uzaktan yapacakları katkılarım olumsuz etkiler yaratabileceğini ifade etti. Dr. Ishkanian ise, dünyaya yayılmış olan Ermenilerin ülkenin gelişiminde anlamlı bir rol oynamalarının tek yolunun, para göndermeye veya hayırsever projeleri desteklemeye karar vermeden önce, gerekli araştırmaları yapmak ve sorunları daha iyi anlamak için ülkedeki gelişmeleri dostlarıyla tartışmak olduğunu söyledi. Konuşmanın moderatörü Dr. Tchilingirian ise diasporanın yardım kapasitesinin çoğunlukla abartıldığını ifade etti.

Konferansa internet yayınından bağlanan bir izleyici, Ermenistan’da çalışan hayır kurumlarının güçlerini birleştirerek birlikte çalışmalarının daha verimli olup olamayacağını sordu. Dr. Ishkanian, yardım alanlarının çeşitli olduğunu; her hayır kurumunun farklı sorunlara odaklandığını ifade etti. Ishkanian sözlerini sonlandırırken, toplumların yaşadıkları sorunların her zaman için birbirleriyle ilişkili olduğunu, kurumların kendi başlarına veya aynı çatı altında hareket etmelerinden çok birbirleriyle diyalog ve işbirliği içinde olmalarının hayati önem taşıdığını vurguladı.


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: