Programme of Armenian Studies

Home » Uncategorized » Değişen Kimlikler, Değişen Cemaatler

Değişen Kimlikler, Değişen Cemaatler

For the English version please click here.

Այս թղթակցութեան արեւմտահայերէն տարբերակը կարդալու համար սեղմել հոս:

Afin de lire ce rapport en Français, veuillez cliquez ici.

Ortaçağ’da Karpat Havzası’na yerleşen Ermeni nüfusu çoğunlukla tüccar ailelerden oluşuyordu. Daha sonraları, 17. yüzyılda alınan başka bir Ermeni göçü sonucu bölgedeki Ermeni cemaati serpilme şansı buldu. Bu durum, söz konusu grupları sosyal, kültürel ve siyasal açıdan yönetme konusunda sorunlara neden oldu. Herhangi bir diasporik toplulukta olduğu gibi, bu bölgedeki Ermeniler de kendi kimliklerini korumak amacıyla efsanelere ve tarihsel hikâyelere sarıldılar. Öte yandan, kimliğin (yeniden)inşası amacıyla yaratılan bu efsaneler ile bu toplulukların tarihsel gerçekliklerini yansıtan anlatılar arasında belirgin tutarsızlıklar vardır. Dr. Balint Kovacs, konuşmasında Karpat Havzası Ermeni cemaatlerinin kültürel kimliklerini; ortaya koydukları efsaneleri incelemek ve bunları tarihi kayıtlarla karşılaştırmak suretiyle mercek altına alıyor.

Dr. Kovacs, Peter Pazmany Katolik Üniversitesi’nde (Budapeşte) tarih ve ilahiyat bölümlerinde eğitim aldı. Kovacs, 2008’den bu yana Leipzig Üniversitesi’ne bağlı Doğu ve Orta Avrupa Enstitüsü’nün (GWZO) çatısı altında söz konusu coğrafyadaki Ermeni toplulukları kapsayan bir araştırma projesi yürütmektedir. Dr. Kovacs ayrıca 2013’te Budapeşte’de gerçekleşen “Ararat’tan Çok Uzakta: Karpat Ermenilerinin Kültürü” adlı serginin de küratörlüğünü yapmıştır. 2010’da Peter Pazmany Katolik Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayan araştırmacı, 2016’da üniversitede kurulan Ermeni Araştırmaları bölümünün başkanlığını üstlenmiştir. Londra Ermeni Araştırmaları Programı direktörü Dr. Krikor Moskofyan tarafından düzenlenen bu konuşmanın moderatörlüğünü Adham Smart yaptı.

 Transilvanya Ermenilerinin Tarihine Bir Bakış

Geleneksel anlatıma göre, 17. Yüzyılda Transilvanya’ya 3 bin Ermeni aile yerleşmiştir. Ne ki, elimizde söz konusu döneme ait herhangi bir nüfus istatistiği bulunmamaktadır. 18. yüzyıl başlarındaki nüfus sayımına dayanan veriler üzerinden tahmin yürütecek olduğumuzda, 3 bin sayısının oldukça abartılı olduğunu, gerçek rakamın 240 olarak saptanabileceğini görürüz. Transilvanya’ya göç eden 3 bin Ermeni aile anlatısındaki bu sayı, efsanelerin ulusal kimlikleri sağlamlaştırmak amacıyla kullanılması meselesine örnek teşkil etmektedir; öyle ki 3 bin sayısı bölgedeki yerel efsanelerde de karşımıza çıkar. Örneğin, 13. yüzyılda yaşamış olan ünlü Macar vakanüvis Kezalı Simon’a göre, Prens Csaba’nın ordusundan 3 bin Macar savaşçı alınan bir yenilgiden sonra Czygla çukuruna saklanmış ve Sekellerin (Macar ırkının alt gruplarından) doğmasını sağlamışlardır.

Chair Adham Smart

Tarihi kaynaklara göre Transilvanya’nın en az dört şehrinde hissedilir bir Ermeni nüfus ve Ermeni kiliseleri vardı. Bu şehirlerden her biri dört veya beş farklı dildeki (Latince, Macarca, Romence, Almanca ve Ermenice) isimlerle tanınırdı ve bunlar arasında en çok bilineni Armenopolisti (Szamosulvar, Gherla, Armenierstadt, Hayakağak).

Transilvanya, 16. yüzyıl sonları ve 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburg Hanedanlığı arasında yer alan yarı bağımsız bir bölgeydi ve ekonomik refah düzeyi yüksek olan Karpat Havzası söz konusu dört şehirde yaşayan Ermeni ailelerini kendine çekmekteydi. Doğrulanmamış bir anlatıya göre, Transilvanya prensi, tüccarlıklarıyla nam salmış olan Ermenileri Karpat Havzası’na yerleşmeye davet ederek onlara belli imtiyazlar tanımıştır.

Karpatlardaki Ermeni cemaatlerinin kendilerine özgün kimliklerinin oluşmasındaki en önemli dönüm noktalarından biri bölgedeki Ermeni kilisesinin Roma Katolik Kilisesi’yle birleşmesi hadisesidir. Bu birleşmede önemli bir rol oynayan kişi Oxendio Virziresco’dur. Virziresco, 1655 yılında doğmuş, çocukluğunda Katolik olduktan sonra ruhban okuluna devam etmiş ve Transilvanya’ya yerleştiğinde zaten din adamı olmuştu. Macaristan Ermeni kilisesinin Roma’yla birleşme sürecinde bizzat yer alan Oxendio Virziresco, Transilvanya Ermeni tarihyazımında adına sık rastlanan tarihsel aktörlerdendir. Virziresco’nun “Heretik” yurttaşları Katolikliğe geçirme çabası direnişle karşılanmış, hatta kayıtlara göre rahiplik yaptığı kilisedeki vaazları zaman zaman protestolara maruz kalmıştır. Virziresco, daha sonra Katolik Macar bir din adamının da desteğiyle Apostolik bir Ermeni kilisesi üzerinde hüküm kurarak Ermenilerin kendi iradesi dışında ayin düzenlemelerini yasaklamıştır.

18. Yüzyılda Diğer Milletlerle İlişkiler

Bölgedeki Ermeni milli kimliğinin inşa sürecinin anlaşılabilmesi için Ermenilerin ev sahibi toplumla kurdukları ilişkileri iyi bilmek elzemdir. 18. yüzyılda Transilvanya çok uluslu bir bölgeydi ve ayrıcalıklara sahip başlıca etnik gruplar Macarlar, Saksonlar ve Sekellerdi. Ermeniler ve Romenlerin daha iyi bir statü için verdikleri mücadele başarılı değildi. Ermenilerin Saksonlar ve Sekellerle olan ilişkileri ise sağlam ve kalıcı değildi. 1712’de Bistrita’da çoğunluğu Sakson olan nüfusu vuran bir veba salgınından Ermeniler suçlu tutuldu. Kent meclisinde alınan bir kararla 24 saat içinde şehri terk etmeleri buyurulan Ermeniler topluca Armenopolis’e göçtüler. Oxendio Virziresco, bu durum karşısında Bistrita belediye başkanına yaşananları Yahudilerin Mısır’dan sürülmeleriyle kıyasladığı bir mektup yolladı.

Ermenilerin ticari başarılar kazandıkları ve ayrıcalıklı bir statüye sahip oldukları Gheorgheni şehrinde ise Sekellerle olan ilişkiler gergindi. 1726 yılında kentin yerel makamları, pazarlardaki malları erken saatlerde ucuz fiyata alıp daha sonra da pahalıya sattıkları bahanesiyle, Ermenilerin yazları sabah 8:oo, kışları ise 9:oo’dan önce pazarda bulunmalarını yasaklamıştı.

Lecturer Dr Bálint Kovács

18. yüzyıl kaynaklarında Ermenilere yönelik çokça olumsuz algı örnekleri vardır, bununla birlikte kabul etmek gerek ki ekonomik dağılımın orantısız olduğu toplumlarda günah keçisi aramak oldukça yaygın bir durumdur.

Tüm bu engellere rağmen Ermeniler, Katolik kilisesiyle olan dini birliktelikleri sayesinde ev sahibi topluma entegre olabildi. Sekelistan’daki Ermeniler 18. yüzyılda Macarcayı benimsemeye başladı. Gitgide daha çok Ermeni asalet unvanları aldı ve 19. yüzyılın ilk yarısında liberal Macar soyluları, Ermenileri Macar orta sınıfıyla işbirliği yapabilmeleri için müttefik olarak tanıdı. İki Ermeni general Erno Kiss ve Vilmos Lazar, 1848 Macar Devrimi’nde oynadıkları rol nedeniyle Avusturya İmparatorluğu tarafından idama mahkûm edildiler. Bu iki general, devrimci eylemleri nedeniyle öldürülen ve günümüzde Macar ulusal kahramanları olarak kabul edilen “Arad’ın on üç şehitleri” adlı generaller grubunun üyesiydiler.

“Armenianism” İdeolojisi

19. yüzyılda Macar toplumunda belli bir yere sahip olan Ermeni aydınları kendi kimliklerini araştırarak asimilasyona karşı bir ideoloji inşa etme fikrini kaçınılmaz saydılar. Gyula Merza, ortaya attığı “Armenianism” ideolojisini Armenia dergisi aracılığıyla yaydı. Merza’nın 1895 yılında ortaya koyduğuna göre, Transilvanya’da oluşmakta olan Ermeni kimliğinin korunması için üstüne titrenmesi gereken altı nokta vardır: aile, din, inanç, eğitim ve öğretim, edebiyat, sosyal ve toplumsal yaşam. Bu ideolojinin amacı, söz konusu değerleri koruyarak Ermeni kimliğini sürdürmek ve Ermeni yaşam tarzıyla Macar vatanseverliği bütünleştirebilmektir.

Merza’nın vatanseverlik hareketi Ermeni tarihi ve halkının özgüllüğünü vurguluyordu. Merza Ermenilerin gitgide Macarcayı anadil olarak benimsemelerinin asimilasyonun en önemli nedeni olduğunu düşünüyordu. Merza’ya göre Macar toplumu içerisinde Ermeni kimliğini korumanın anahtarı, gerek milli benliğin korunmasına gerekse de ev sahibi toplumla dini entegrasyona izin verdiği için Ermeni Katolik kimliğinin güçlendirilmesiydi.

Merza’nın çabaları ve Armenia dergisinin yanı sıra, 19. yüzyıl sonlarında Armenopolis’te bir Ermeni müzesinin açıldı. Ermeni kültürünü korumak amacıyla eşya ve bağış toplamak için çabalayan müzede Ermenistan ve Ermeni kültürüyle ilgili nesneler, kütüphane eşyaları ve paralar sergilendi.

Geçmiş döneme ait muhteşem bir sembol olan Ani antik kentinin büyüleyici gücünün Orta ve Doğu Avrupa Ermenilerinin kimlik inşası üzerinde önemli bir rol oynadığını da eklemek gerekir. Bu duyguların oluşmasındaki en önemli figür 19. yüzyıl ortalarında Doğu Avrupa’yı ziyaret eden Mıkhitarist rahip Minas Pıjişgyants’tır. Pıjişgyants her ne kadar Ani’yi görmemişse de şehrin tarihi hakkında yapmış olduğu çalışmalardan ulaştığı bilgileri aktarabilmişti. Pıjişgyants, 1850 tarihli seyahatnamesinde Ani’deki başlıca altı meslek ve Ermenilerin şehirden çıkarılmaları hakkında bilgiler vermiştir. Dr. Kovacs’a göre bu kitap Transilvanya Ermenilerine köklerinin Ani’ye dayandığına dair bir inanç aşılamış ve Ani 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Transilvanya Ermenilerinin toplumsal bilincine dahil olmuştur. Bununla birlikte Transilvanya Ermenilerinin tümünün köklerinin Ani’ye dayanması mümkün değildir; çünkü nüfus, farklı coğrafi bölgelerden gelen göçlerle oluşmuştu. Bununla birlikte belli bir yerden gelen ortak bir soya ait olmanın ideolojik gücü dil ve gelenek olarak büyük kayıplar yaşamış Transilvanya Ermeni cemaatinin birlikteliğini sağlamıştır.

Soykırım Sonrası Macaristan’da Ermeniler

Bölgeye bir diğer büyük Ermeni göçü soykırım sonrasında gerçekleşti ve Macaristan’a ve artık Romanya’ya dahil olan Transilvanya’ya yeni Ermeniler yerleşti. Mıkhitarist rahipler Transilvanya Ermeni cemaatinin yeniden canlanması ve Ermeni kurumlarının oluşturulması yönünde faaliyette bulundular. Ermeni halı tüccarları Armenopolis (Gherla) gibi kentlerdeki Ermeni farkındalığını arttırdı. Budapeşte Ermenileri de halıcılıktaki yetenekleriyle ünlü oldular. Şehirde halı taşıyan Ermenilere rastlamak çok sıradandı. Kentteki Ermeniler, ekonomik yaşamdaki başarıları sayesinde gerek belli bir sermaye birikimine sahip oldular gerekse de kurdukları sosyal ilişkilerle şehrin sosyal dokusuna entegre biçimde yaşadılar. Budapeşte Ermenileri ayrıca diğer Ermeni diasporalarıyla da güçlü bağlar kurdular. Şehirdeki Ermeni Katolik kilisesinde bulunan, dünyanın farklı yerlerinden gelen Ermenice gazetelerin buradaki Ermeniler tarafından okunması bu durumu kanıtlar niteliktedir. 1920’li yıllarda bazı önemli kurumların temellerinin atılması Budapeşte Ermeni cemaati için dönüm noktası olmuştur. Bunlardan ilki Transilvanya’dan göçenlerin kurmuş oldukları Macar Ermenileri Derneğidir. İkincisi, diasporadan Budapeşte’ye sermaye getirmek amacıyla kurulan bir hissedarlık şirketiydi. Şirket elde ettiği kazançla Ermeni gençlerine eğitim bursu da sağlamaktaydı. Budapeşte Ermenilerinin kültürel hayatlarında önemli olan Masis Derneği, Nor Dar (Yeni Harf) adlı bir gazete yayımlayarak, okuyucularının dünyanın farklı yerlerindeki Ermeniler hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlıyordu.

Transilvanyalı ve “Yeni” Ermeniler Arasındaki Kimlik Çatışması

17. ve 18. yüzyılda Transilvanya’ya göç eden Ermeniler milli kimliklerini asırlar boyunca Macar toplumundaki dinamiklere paralel geliştirmiş; kültürleri ve düşünce şekilleri ait oldukları topraklardan uzak kaldıkları süre boyunca büyük değişikliğe uğramıştı. Soykırım sonrası Ermenilerin gelmesiyle başlayan yeni ve eski cemaatler arasındaki Ermeni kimliğinin korunması ve Macar toplumuna entegrasyon gerginliği farklı boyutlarda da olsa halen devam etmektedir. Yeni gelen Ermeniler kendi lehçelerini getirdiklerinde, bölgedekiler zaten çoğunlukla asimile olmuş ve Macarcayı anadil olarak benimsemişlerdi. Eskiler anavatan olarak Transilvanya’yı, uzaktaki Ani’yi de simgesel bir anavatan olarak kabul ediyorlardı. Öte yandan, yeni gelenler Anadolu’daki evlerinin hatıralarını ve soykırım tecrübelerini koruyorlardı. Eski ve yeniler arasındaki bu çatışmanın olumsuz sonuçlarından biri de Macar Ermenilerine azınlık olma statüsünün tanınmamış olmasıdır. Ülkenin yasalarına göre, bir topluluğun resmen azınlık statüsüne sahip olabilmesi için kendi anadilini konuşabilmesi ve Macaristan’da en az yüz yıllık geçmişe sahip olması gerekir. Azınlık statüsünün tanınması Ermenilerin kültürel kurumlarını koruyabilmeleri için devletten maddi destek almalarını sağlayacaktı. Ancak eski Ermenilerin kendi anadillerini konuşamamaları, yeni gelenlerin ise henüz yüz yıllık bir topluluk oluşturamıyor olmaları söz konusu statüyü elde etmelerini engellemiştir. Bununla birlikte bu iki grup güçlerini birleştirebilselerdi böyle bir fırsat da yaratabilirlerdi. Ancak bu iki grubun tek bir cemaat olabilme iradesinden yoksun olmaları azınlık statüsüne engel olmuştur.

Karpat Havzası Ermenilerinin hikayesi farklı göç ve Macar topluluklarıyla yaşanan farklı tecrübelerin bir hikayesidir. Tarihi gerçekler, Ermenilerin Transilvanya’ya yerleşmeye başladıklarında yerli nüfusla yaşadıkları gerginlikten dolayı engellerle karşılaştıklarını göstermektedir. Ev sahibi topluma entegre olma ihtiyacını hisseden Ermenilerin dil, din, gelenek gibi değerleri bu süreçte azaldı veya yok oldu.

Gyula Merza tarafından yayılan “Armenianism” ideolojisi Karpat Havzasındaki Ermeni kimliğini entelektüel çabalarla canlandırmaya çalıştı ve zamanla bu amaca yönelik kurumlar kuruldu. İkinci büyük Ermeni göç dalgası ise Soykırım’ın bir sonucuydu ve bu dalgayla gelenler, asırlardır ev sahibi topluma entegre olmuş yerel Ermenilerle çeliştiler. Günümüzde de devam etmekte olan bu cemaat arası çatışma, Karabağ Savaşı’nın ardından SSCB’den Macaristan’a göçen Ermenilerle daha da girift bir hal kazanmıştır. Macaristan Ermenilerinin kimlik sorunları çok katmanlıdır ve Macar toplumunda asimile olmanın ölçüsü söz konusu topluluğun ülkeye geliş tarihine bağlı olarak değişmektedir.


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: