Programme of Armenian Studies

Home » Uncategorized » 1915’te Erciş Ermenilerine Ne Oldu?

1915’te Erciş Ermenilerine Ne Oldu?

Translation by Armen Saruhanyan, for the English version please click here.

Թարգմանութիւն` Արմէն Սարուխանեանի: Այս թղթակցութեան արեւմտահայերէն տարբերակը կարդալու համար սեղմել հոս:

Traduction par Armen Saruhanyan. Afin de lire ce rapport en Français, veuillez cliquez ici.

1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan olayların daha iyi anlamayı sağlayacak odak noktalarından biri isyan ve kıyımların yaşandığı Van ve çevresidir. Van isyanı, inkârcı tarihçiler tarafından sıklıkla bölgedeki veyahut başka yerlerdeki Ermeni nüfusun topluca tehcir edilmesine bahane olarak gösterilmiştir. Öte yandan, Osmanlı devletinin Van politikası ve bölgedeki Ermeni nüfus hakkında yapılan daha ayrıntılı araştırmalar farklı bir gerçeği yansıtmaktadır. Bu dönemde yaşanan yoğun şiddeti analiz etmek ve aktarmak tarihçiler için çok sayıda tartışma konusuna neden olmaktadır.

Gomidas Enstitüsü müdürü, geç Osmanlı ve modern Ermeni tarihi uzmanı Ara Sarafian geçtiğimiz günlerde Van’ın Erciş ilçesi üzerine yürüttüğü araştırmasını kapsayan bir sunum gerçekleştirdi. Ermeni Araştırmaları Programı Direktörü Dr. Krikor Moskofian tarafından University College London’daki Ermeni Derneği’nin desteğiyle düzenlenen konuşmanın moderatörlüğünü Rafael Grigorian yaptı.

Van Gölü’nün kuzeydoğusundaki Erçiş’te yaşayan Ermenilerle ilişkilendirilen olaylar inkârcı söylemle çelişmektedir. Ara Sarafian, konuşmasında Erçiş’te yaşananlardan yola çıkarak Van isyanını tarihsel bağlamına oturtarak açıklamayı denedi. 1914 yılı itibariyle elliden fazla Ermeni köyü ve 10 bini aşkı Ermeni nüfusa ev sahipliği yapan Erciş, Türk-Rus çatışmalarına sahne olmuştur. Sarafian’ın Erciş özelinde yürüttüğü çalışma 20. yüzyılın başında Van’daki olay ve gelişmeleri inceleyen geniş çaplı bir araştırmanın bir kısmını oluşturmaktadır.

Sarafian’a göre, geç Osmanlı tarihini ve modern Ermenistan’ın erken dönemini anlamak için Türkiye’nin doğusunun demografik yapısını bilmek hayati öneme sahiptir. Öte yandan, bu alan, arşivlere sınırlı erişim ve Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu illeriyle ilgili az sayıdaki demografik ve coğrafi araştırmaların çok sayıda yanlış içermesi nedeniyle oldukça tartışmalı bir alan olmaya devam etmektedir. Sarafian, Erçiş çalışmasını askeri amaçlarla Van ve Bitlis’i ele alan bir inceleme yürütmüş olan Rus istihbaratçı Mayevski’nin bulgularının üzerine bina etmiştir. Mayevski’nin ayrıntılı çalışmaları, şahsen ziyaret ettiği köyleri ve farklı haritalarda tespit ettiği köy adlarının yanı sıra, nüfusun milliyetlere göre, hata aşiret aşiret dağılımı hakkında bilgiler kapsamaktadır. Mayevski’nin derlediği bu bilgier önemlidir, çünkü Osmanlı’nın hazırladığı demografik haritalarda Müslüman halklar topluca İslam ümmetini oluşturan yekpare bir topluluk olarak gösterilir, ayrı gruplar halinde kaydedilmezler.

Mayevski’ye göre Erciş nüfusunun %17’sini oluşturan Ermeniler bölgedeki Müslüman nüfusun içinde azınlıktaydı (Kürtler %61, Türkler %22). Sarafian’a göre, bu ve benzeri demografik anket çalışmaları farklı grupların devlete ve birbirlerine karşı konumlanışları hakkında değerli bilgiler sunmaktadır.

Van çevresinde Kürt nüfus ağırlıklı olarak çoban, Ermeniler ise çiftçi olarak bilinirlerdi. Bölgedeki Kürtler günümüzde de Ermenileri tanımlamak için Arapça “fellah” (çiftçi) kelimesini kullanırlar. Bölgedeki tüccar sınıf Ermenilerden, idareci kadrolar ise Türklerden oluşmaktaydı. Kürtler aşiret halinde yaşamaktaydılar ve bunlardan her birinin devletle ve diğer aşiretlerle farklı bir ilişkisi vardı.

Göçebe topluluklar (genelde Kürtler) ve yerleşik nüfus arasında bir gerilim mevcuttu. Marksist bir bakış açısıyla yorumlamak gerekirse, bu gerginliğin nedeni etnik veya dinsel olmaktan çok çevresel ve ekonomik anlaşmazlıklardan kaynaklanmaktaydı. Örneğin; kuraklık ve kıtlık döneminde göçebe Kürtler hayvan sürülerinin önemli bir bölümünü, yerleşik Ermeniler ise ekinlerini kaybederlerdi. Ancak Ermeniler kayıplarını çok daha hızlı bir şekilde geri kazanırken Kürtlerin zararı kalıcı olmaya daha yatkındı ve bu da iki grup arasında çatışma tohumlarının ekilmesine yol açıyordu. Öte yandan bu her zaman için geçerli olan bir durum değildi; iki grubun barış içinde yan yana yaşadıkları ve ticari ilişkiler içinde oldukları dönemler de olmuştu.

A-To (Hovhannes Mardirosyan) 1914-1916 yıllarında gerçekleşen olaylar hakkında bir rapor hazırlamak amacıyla Van’a gönderilmişti. Mardirosyan’ın görgü tanıklıkları dâhil olmak üzere birçok kaynaktan yararlanarak Van isyanının arkaplanını ele almış olması söz konusu raporu o yıllarda bölgede yaşanan şiddetin araştırılması adına eşsiz bir kaynak haline getirir.

Sarafian, son zamanlarda Ermenistan’da yayımlanan bir dizi soykırım tanıklığına da değindi. Soykırımdan kurtulup Kafkasya’nın farklı yerlerine dağılmış olan göçmenlerden 1916’da derlenen bu tanıklıkların birinci bölümü Van vilayetini kapsamaktadır.

Sarafian, 1915 Erciş çalışmasını Hovhannes Mardirosian’ın çalışmalarının bağımsız bir değerlendirmesini yapabilmek için giriştiğini ve söz konusu çalışmanın bu testi dikkate değer bir başarıyla tamamladığını da sözlerine ekledi.

Sarafian, eldeki verilerle Erciş’te yaşananlar hakkında eleştirel bir anlatı sunabilmenin mümkün olduğunu belirtti. Kıyımlar 19 Nisan 1915’te başlamıştı. Tanıklıklara göre, bölgedeki Ermenilerin herhangi silahlı bir eylem yaptıklarına dair hiçbir kanıt yoktu; Erciş Ermenileri devlete sadıktılar, kaymakam Rıza Bey’e güveniyorlardı ve yaklaşan kıyımın farkında değildiler. Ancak ustaca tuzağa düşürülerek iki gün içerisinde topluca öldürüldüler.

Rıza Bey 19 Nisan 1915 günü Ermeni erkekleri askere kaydetmek bahanesiyle yazıhanesine çağırmış, hepsi oracıkta tutuklanarak öldürülmüşlerdi. Polisler, merkezi bir otoriteden aldıkları açık olan talimatlarla cinayetleri sistematik olarak işlemişlerdi. Erciş’te toplamda 2500’e yakın insan öldürülmüştü.

Bu katliamların bazı özellikleri suçun amaçsız katil sürülerinin işi değil, planlı bir doğası olduğuna işaret etmektedir. Kadınlar ve çocukların genel olarak öldürülmeyip yiyecek yardımına dahi tabi tutulmaları üst düzey yöneticilerin işin içinde olduklarını ele vermektedir. Öte yandan, bölgedeki başlıca katiller soyguncular değildi. Devlet daha sonra köyleri yağmalamak ve yakmak için Kürt unsurları getirmişti. Kürtlerin Ermenileri koruduğu nadir vakalara rastlansa da genel anlatı Ermeni köylerinin güruhlarca yakılıp yıkıldığı yönündedir. Başka anlatılarda sözü geçen, Van’ın farklı bölgelerinde Ermeni gençlere toplanıp silahlarını teslim etmeleri yönünde emir verilmesi meselesi göz önünde bulundurulduğunda, Erciş katliamlarının Ermenileri topluca yok etmeyi kapsayan daha büyük bir planın ön adımı olduğu anlaşılabilir. Van şehri, özsavunma amaçlı geniş bir altyapı hazırlamıştı; fakat Erciş Ermenilerinin böyle bir planları yoktu, karşı koymak yerine mümkün mertebe Kafkasya’ya kaçma eğilimindeydiler. Osmanlı Devleti’nin Van bölgesindeki Ermeni nüfusunu imha etme politikası güttüğü açıktır.

Sarafian, Erçiş çalışmasını bugünkü Ermeni çalışmaları dünyası bağlamında değerlendirdiği kısımda söz konusu çalışmaların düzensiz olduğunu belirtti. Sarafian birincil kaynakların mevcudiyetine rağmen konunun yeteri kadar çalışılmadığını ve geç Osmanlı dönemine ait belli başlı meseleler üzerinde yapılacak olan daha ayrıntılı analizlerin modern Ermeni tarihinin eksiksiz bir fotoğrafının çekilmesinde hayati rol üstleneceğini kaydetti.

Sarafian Ermeni çalışmalarında sıkça rastlanan spekülasyonların bilimsel araştırma ve kanıtlarla cevap bulan gerçek tarih yazımı geleneğinin yerini almasını eleştirdi. Sarafian ayrıca modern Ermeni tarihindeki birçok olayın henüz yazılmadığını çünkü resmi tarihçilerden daha fazla iş beklemenin hata olduğunu kaydetti. Sarafian’a göre Erçiş örneği gibi mikro tarih çalışmaları güvenilir bir tarih yazımının olmazsa olmazlarıdır.

Konuşmanın devamındaki soru-cevap bölümünde Sarafian arşivlerin tüm bilim insanlarına eşit derecede açık olmadığını üzülerek belirtti. Sarafian, siyasi çıkar peşinde koşan kuruluşların ya arşivlerindeki bilgilerin önemli bir bölümünü gizli tuttuklarını ya da bunları onların çıkarlarına uygun kullanacak bilim insanlarının dikkatine sunduklarını kaydetti.

Kuşkusuz bu erişim hiyerarşisi, farklı görüşlere sahip bilim insanlarının birbirlerinin ortaya attıkları iddiaları doğrulamalarını engellemektedir. Böylece, gerek popülist Ermeni yayınlarında gerekse de inkârcı tarihçiler kampında görülebileceği üzere herhangi bir siyasi ajanda dâhilinde tarihi çarpıtmadan yazmaya niyetli objektif araştırmacıların önüne bir set çekilmektedir.

Bu bölümde Ara Sarafian inkârcı Türk tarih yazımının 1915’te Ermenilerin isyan başlattıkları yönündeki iddialarına dair daha detaylı bilgiler sundu. Bu anlatıda, Ermenilerin kitlesel imhaları ve tehcir, var olan istikrarsızlığın ve Rus tehdidinin giderilmesi konusunda alınan tedbirler olarak gerekçelendirilir. Ancak bu somut tarihsel kanıtlardan yoksun, mantıksız bir iddiadır. Soykırımı inkâr eden milliyetçi Türk tarihçiler, Van’da yaşanan çatışmalarda Ermenilerin mahallelerinde kendilerini savunmak amacıyla barikat kurma ihtiyacı hissetmeleri gibi, 1915’te Ermenileri kendilerini savunmaya iten bağlamı görmezden gelmektedirler.

Sarafian, soykırım inkârcısı Justin McCarthy’nin üç Türk tarihçiyle birlikte yazdığı The Armenian Rebellion in Van (Van’da Ermeni İsyanı) adlı kitaba da değindi. Sarafian, bölgedeki Ermenilerin 1912’den itibaren isyan planlayan asiler olarak tanımlandığı kitapta 1915’te yaşananlara ve köylerde gerçekleşen katliamlara herhangi biçimde değinilmediğini aktardı: İnkârcıların işi hayati önem taşıyan bilgileri görmezden gelerek tarihle hesaplaşmayı reddetmektir.

İnkârcı oyuna henüz dâhil olan Edward Erickson Ermeni meselesini Türk askeri perspektifinden yorumlamaktadır. Erickson, Ankara’daki Osmanlı arşivlerinden yararlanarak araştırmasına söz konusu arşivdeki belgelere atıfta bulunabilirken, Sarafian gibi tarihçilere Erickson’un eserlerindeki iddiaları inceleyebilmek için bu arşivlere erişim izni verilmemektedir. Tıpkı 1990’larda McCarthy’nin yararlandığı kaynakların bulunduğu İstanbul Başbakanlık arşivlerine girmesine izin verilmediği gibi.

Öte yandan, Ermenci Devrimci Federasyonu Taşnaktsutyun’un Boston’da bulunan arşivlerinin bir kısmını görmüş olmasına rağmen, bu belgelere erişim sınırlı olduğundan, Ara Sarafian kendi araştırmalarında söz konusu kayıtları kullanmadığını belirterek soykırımı inkar eden Türk resmi tarihçiler de dahil olmak üzere tüm bilim insanlarının eşitçe tüm belgelere ulaşmaları gerektiğine inandığını ifade etti.

Sarafian inkârcı tarih yazılımına başka bir örnek olarak Yusuf Sarınay’ın çalışmasını gösterdi. 24 Nisan 1915’le ilgili bir çalışmasında Sarınay, İstanbul’da tutuklanarak Ayaş’a gönderilen siyasi mahkûmların serbest bırakıldıkları ana dek devlet koruması altında tutulduklarını iddia etmiş ve bu iddiasını Osmanlı kaynaklarına dayandırmıştır. Sarınay’ın iddialarını araştırarak bunların kurgu olduğunu tespit eden Sarafian, haftalık Agos gazetesinde Sarınay’ın öne sürdüğü bu iddiayı ele alan bir yazı yazmışsa da söz konusu tarihçiden herhangi bir cevap alamamıştır. Sarafian’a göre, inkârcı tarihçiler kanıtlar üzerine temellendirilmiş tartışmalarla ilgilenmedikleri için Sarınay’ın sessiz kalması da öngörülebilir bir durumdur.

Dinleyicilerden biri Erciş benzeri mikro ölçekli araştırmalar yürütebilmek amacıyla yararlanılabilecek Ermenice olmayan kaynakların mevcut olup olmadığını sordu. Ara Sarafian cevaben Amerikalı misyonerlerin Van bölgesinde yaşananları yazdıklarını, ayrıca Rus askeri arşivlerinde bazı bilgilerin olabileceğini ifade etti. Osmanlı arşivlerindeki eksiklik konusunda hayal kırıklığı yaşadığını belirten Sarafian, bildiği kadarıyla bu konuda tek kaydın askeri kaynaklardan erişilebilen, Türk-Kürt köyünde gerçekleşen bir kıyım hakkında olduğunu vurguladı. Söz konusu olan Diyarbakır yakınlarında 1915’te yaşanan sözde bir katliamdı. Sarafian bu köyü ziyaret ettiğinde konuştuğu köy halkı 1915’te köydeki hiçbir Müslümanın hayatını kaybetmediğini, sadece Ermenilerin öldürüldüğünü söylemişti.

Sarafian Erciş olaylarında, Rus ordusunun bölgeye gelişinden sonra Müslümanlara ait dükkânların Ermeniler tarafından değil, Ruslar ve Kazak birlikler tarafından yağmalandığına dair tanıklıklar olduğuna işaret etti. Milliyetçi Türk anlatısının bu ayrımı yapmadığını belirten Sarafian Doğu vilayetlerinde Rus işgali döneminde yaşananların daha fazla araştırılmaya muhtaç olduğunu kaydetti.

Sarafian konuşmasının sonuna yaklaşırken geç dönem Osmanlı tarihiyle ilgili akademik çalışmaların en iyi örneklerinden bazılarının Türk akademisyenler tarafından yapıldığına dikkat çekti. Sarafian, Ermenice öğrenmiş olan Türkiyeli Kürt tarihçi Yektan Türkyılmaz’ın yanı sıra Uğur Üngör ve Ümit Kurt gibi araştırmacıların önemli çalışmalar yürüttüğünü belirtti. Sarafian konuşmasını, “bölgenin tüm milletleri tarafından paylaşılan geçmişin tecrübesi ve etnik sınırları aşan işbirliği çabaları daha nesnel bir tarih yazılımı için teşvik edilmelidir” sözleriyle sonlandırdı.


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: